Asrı Saâdet Dönemi

Bir büyük Alim

Posted by: Kutlu Asır on: Haziran 22, 2009

Bazı insanlar vardır sadece konuşurlar. Bazıları yazarlar. Bazıları da konuşmaz, yazmaz ama iş yaparlar. İşte az da olsa bu üç vasfı kendilerinde barındıran şahsiyetler de vardır. Geçtiğimiz hafta vefat eden Dr. Fethi Yeken bu son sınıfa giren öncülerdendi.

İslami çalışmalar içinde bulunan hemen hemen herkesin bir şekilde eserlerinden faydalandığını söyleyebiliriz. Fethi Yeken; akıcı, sade ve net üslubuyla herkesin anlayacağı tarzda kitaplarını kaleme almıştı. Samimiyet de eklenince daha tesirli oluyordu.

Davet ile ilgili olarak Müslüman gençlere yol haritaları çizen, Müslüman olmanın neler getirdiğini, teorik ve pratik olarak İslam’ın nasıl anlaşılması gerektiğini, İslam gençliğinin, davet yolunda ne gibi hazırlıklar yapmasını, çağdaş davet öncüleri ışığında, karşılaşılabilecek problemleri gidererek, davet yolunda dökülenleri iyi tanıyarak aynı yanlışa düşülmemesini bizlere etraflıca anlatmıştı.

Bir mücadele adamıydı!

Üstad hayatı boyunca hep mücadele içinde oldu. Bir âlim sadece ders vermekle, kitap yazmakla yetinemezdi. Kaldı ki ülkesinin işgal edildiği, emperyalistlerin bin bir çeşit entrika ve hile düzenleri kurduğu ülkesi ve ülkesindeki İslami gelecek için sessiz kalması düşünülemezdi. Bu yüzden merhum Yeken, gençliğinden itibaren İslami çalışmaların içinde oldu.

Henüz 19 yaşındayken Mısır’dan gelen Davet isimli dergi, İslami bilincin uyanmasında fitili ateşledi. Ve o günden vefatına kadar ömrünü Rabbinin yoluna adadı. Cemaatini kurdu, hutbe, konferanslar verdi, radyo kurdu, kitaplar yazdı, üniversitede dersler verdi, milletvekili oldu.

İhvan çizgisi

Fethi Yeken İhvanı Müslim’in çizgisindeydi. Lübnan’da İhvan’ın bir kolu olarak Cemaat-ı İslami’yi kurdu ve uzun yıllar başkanlığını yaptı. Yirminci asırda Müslümanların uyanış gayretlerinin öncülerinden olan Üstad Hasan el-Benna’nın rehberliğinde çalışmalarını sürdürdü. Ancak daha sonra, Lübnan Cemaat-ı İslami’sinin İhvan çizgisinden bazı noktalarda ayrıldığı ve bunu düzeltme imkânı olmadığını belirterek ayrıldı ve 1992 yılında İslami Eylem (veya Çalışma) Cephesi’ni kurdu.

İşte burada da İslami duyarlılığı ortaya çıkmaktadır ki, eski arkadaşları ve cemaatiyle ihtilaf ve tefrika içinde olmamıştır. Farklı düşünmüş, ayrı bir oluşum içinde olmuş ama Müslümanları birbirine düşürecek bir faaliyetin içine girmemiştir.

Ümmet hassasiyeti

Bu anlayışının bir uzantısı olarak ülkede estirilmek istenen Şii-Sünni meselesinde ümmetçi bir tavır sergilemiştir. Müslümanların birlik ve beraberliğinin her şeyin üstünde olduğunu, uluslar arası sistemin, Müslümanlar arasında bu tür mevzuları gündeme getirerek parçalamak ve kolayca yutmak istediğini çok iyi biliyor ve bu planı bozuyordu.

Lübnan’daki önemli bir güç olan Hizbullah ile işbirliği yapmaktan çekinmedi. Kendi Sünni çizgisini koruyarak, ABD ve İsrail politikalarına karşı ortak cephe oluşturdu.

Bazı Görüşleri

“İslam ümmetini kırıp geçiren hastalığın tedavi edilmesi gerekir ve tedavisi İslam’ın iktidara geri dönmesidir. Yani İslam; hükümete, bakanlıklara, medyaya, ekonomiye, siyasete ve sosyal yaşama geri dönmeli. Bugün İslam dünyasını ve yeni neslini ifsat etmek için birçok proje mevcuttur. Bunlardan iletişim devrimi olarak adlandırılan; internet, yıkıcı ve zararlı olan yayınları sunan uydu kanallarını sayabilirim. İslam, hayatımıza dönmeli ki, bütün ümmet onunla beraber bir araya gelsin.

“İslam dinarına dönmeliyiz”

İslam iktidara döndüğünde İslam ümmeti bağımsız kalacak, böylelikle yemek yemek için kimseden borç almayacak, ektiğinden yiyecek, diktiğinden giyebilecek. Güçlü bir devlet olmak için AB’nin kapısında beklemeyecek çünkü İslam ülkeleri birleştiğinde zaten büyük ve güçlü bir devlet kurulmuş olacak. Mesela dolara karşı İslam Dinar’ını diğer paraların yerine kullanmak için bir öneri yapılmıştı. Çünkü dolar bizim ekonomimizi mahvediyor.”

“Düşmanımız birleşmiş, biz ise ayrı ayrı yaşamayı, zayıf ve bölünmüş olmayı kabul ediyoruz. İslam’ın hayatımıza geri dönmesi bizi tek bir cephede birleştirir. Bu da ümmeti içinde bulunduğu kötü durumdan kurtarır. Öyle ki Kur’an-ı Kerim bunu net bir şekilde açıklamaktadır. Cenabı Allah buyuruyor ki: “Kim de Beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak” (Taha suresi). Biz sıkıntılı bir hayat yaşıyoruz, biz zayıfız, bu yüzden her şeyimiz mubahtır. Afganistan, Irak, Çeçenistan ve Filistin gibi topraklarımız işgal edilmiş ve düşmanın elindedir. Cenab-ı Allah’ın bize seçtiği ve önerdiği doğru yolundan başka bir çaremiz yok.”

“Türkiye, şahsiyetine geri dönmeli”

“Türkiye, İslam’la dünyaya hükmetme şerefini elde etmiştir. İslam sayesinde Avrupa’yı fethedip orada hâkimiyetini kurmuş ve İslam’ın medeniyetini sunmuştur. Avrupa’da Osmanlı devletinin bıraktığı birçok İslami eserleri gördüm. Fetihlerin eserlerini Belçika, İtalya ve Fransa’da gördüm. Bütün bu fetihler İslam yoluyla yapılmıştır. Türk halkının ABD’ye karşı koyabilmenin İslam’la mümkün olduğu gerçeğini bilmesi lazım. Türkiye asıl kimliğine, şahsiyetine dönmeli. Öyle ki bu şekilde İslam’a dönerse, Türkiye tek başına dünyadaki dengeyi sağlayabilir. Türkiye’nin Arap ve İslam dünyasına açılmasının Türkiye’yi Arap ve İslam dünyasının liderliği konumuna hiçbir rekabet görmeden getireceğini düşünüyorum. Bir zamanlar, Batı’nın kapısında dilendiği Türkiye, Avrupa kapısında dilenmemeli. Gücünün farkına vararak, bölgede ağabeylik yapmalı. Bunu ancak Türkiye yapabilir.”

“Onlar direnişi istemiyorlar”

“ABD ve İsrail’e karşı İran’ı nükleer programı konusunda desteklememiz gerektiği düşüncesindeyim. Onlar direniş göstermemizi, silah elde etmemizi istemiyorlar. Bizim koyun gibi olmamızı istiyorlar çünkü koyun sesini çıkarmadan kesilir.”

“Arap hükümetleri Amerika’nın destekçisi”

“Şiilerle aramızda bazı ihtilaflar olsa da, Şia’ya karşı mücadele eden bir grup olmayacağız. Ortadoğu oyunlarında Amerika ve İsrail’e karşı hep birlikte olacağız. Lübnan’da Dürzîler, Hıristiyanlar ve başka gruplar da Hizbullah’ı destekliyorlar. Dünyada Amerikan politikalarına karşı olan ülkelerle de aynı tutum içerisindeyiz. 2006 Hizbullah zaferinden önce Lübnan’da mezhep farklılıkları hiç konuşulmazdı. Irak’ta olduğu gibi Lübnan’da da aynı oyunu oynuyorlar ama bilsinler ki bu oyun asla tutmayacak. Lübnan’daki direnişi 80′lerde biz başlattık ama arkamızda destek yoktu. Hizbullah’ın arkasında destek var. Bizi desteklemesi gereken Sünni Arap ülkelerinin hükümetleri zaten Amerika’nın destekçisi.”

“Şüphesiz küreselleşme Ortadoğu projesinin ideolojik çerçevesidir”

“Amerikan Projesi, Amerika’nın bize lanse ettiği felsefeyle alakalı bir projedir. Bu felsefe küreselleşmede somutlaşmaktadır. Şüphesiz küreselleşme Orta Doğu projesinin ideolojik çerçevesidir. Dolayısıyla bu projenin siyasal ve ekonomik anlamda işlerlik kazanmasına zemin hazırlamaktadır. Küreselleşme ideolojik, düşünsel, kültürel ve sosyal olarak bölgenin Amerikanlaştırılması anlamına geliyor. Bu gerçekleştiğinde, bir sonucu olarak bölgenin etnik, mezhebi ve ırki olarak parçalanması çok daha kolay hale gelecek.

Böylece nükleer tesisi bulunan, dünyadaki iletişim araçlarının büyük bir bölümüne sahip ya da üzerinde etkili olan, dolar oyununda en büyük pay sahibi olan İsrail’in Orta Doğu’daki devlet yapılanmaları içerisinde en belirgin, en güçlü ve en etkin devlet olmasının önü açılmış olacak. Bu tabii ki Amerika ve uluslararası Siyonizm’in planladığı bir şeydir. Bu Amerika’nın uluslararası sistemin liderliğine oturmasından, özellikle de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından beri ümmetin yüz yüze olduğu en tehlikeli projedir. Çünkü yapılanlar o zamanlar emperyalizm olarak addediliyordu, şimdiyse küreselleşme.”

Fethi Yeken kimdir?

3 Mayıs 1933 yılında Lübnan’ın Trablus şehrinde doğdu. Tam adı, Fethi Muhammed İnaye Yeken’dir. Dindar bir aileden geliyordu. Annesi Aişe Yeken, babası Muhammed İnaye’dir. Dedesi yazar-şair-tarihçi Hikmet Şerif Yeken’dir.

Dedeleri, 17. y.y.da Türkiye’den Trablus’a gitmiştir. Yani bir koluyla Türkiye’lidir.

Elektrik Mühendisi oldu. Doktorasını İslami ilimler ve Arap dili edebiyatı üzerine yaptı.

Mısır İhvanı Müslimin hareketinin Lübnan kolu olan Cemaati İslami’yi 1962′de kurdu. 1992 yılına kadar başkanlığını yaptı. 1992 yılında milletvekili olduktan sonra Cemaatin liderliğini bıraktı. 1996 yılına kadar mecliste bulundu.  İslami Eylem Cephesi’ni kurdu.

Eşi Muna Haddad’ın kurduğu Canan Üniversitesi’nde ders vermeye başladı. 13 Haziran 2009′da vefat etti. Mekânı cennet olsun.

Erbakan’ın ‘haklı’ kardeşi

MERHUM Fethi Yeken Türkiye’ye zaman zaman gelirdi. Ve her geldiğinde Prof. Necmeddin Erbakan ile görüşürdü. Aralarında var olan fikri ortaklık bunu daha da gerekli kılıyordu. Ancak 28 Şubat’ın bir oyunu olarak, Trilyon Davası vesilesiyle kendisine ceza verilmesi onu çok üzdü. Hatta ev hapsi cezasının verildiği dönemde Türkiye’ye gelerek, Erbakan’ın eski talebeleri olan Başbakan ve Cumhurbaşkanı ile görüşmek istedi. Ancak randevu talebi verilmeyince üzülerek geri döndü. Fakat o vefatına kadar Hoca’yla olan irtibatını kesmedi.

Belli Başlı Eserleri:

l Müslüman olmam Neyi Gerektirir.

l Davet Yolunda Dökülenler. Davetçiye Notlar.

l Çağdaş Davet Önderleri.

l Davet ve Davetçinin Problemleri.

l İslam Gençliği.

l Teori Ve Pratikte İslam.

l Davet yolunda Hazırlık.

l İslam’a Nasıl Davet Edelim?

Eserleri Ravza Yayınlarından bir külliyat halinde yayımlanmıştır.

Mehmet Nezir GÜL

Yorum Yapın

Sizinle Birlikte

website counter

Takdim

Bindörtyüz yıl sonra bugün bizler mü’minler olarak yaşıyor isek, o gün o zor şartlarda sıdkın, mertliğin, ahde vefanın, sorumluluk duygusunun, ihlasın zirvesini bulmuş o güzel insanların tartışmasız bir hissesi var. Peki ya bizler, bu ‘teğet geçen,’ ‘iki tarafı da idare eden,’ ‘risk almayan,’ ‘ahde vefasız’ hayatlarımızla, bu söylem-eylem tutarsızlığımızla ne yapıyoruz?

c

Bağlantılarımız

Can Suyu Derneği

Filistanbul

Filistanbul

Takvim

Haziran 2009
M T W T F S S
« May   Aug »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930  

Ziyaretci Sayisi

  • 351,043 Kişi Ziyaret Etti