Posted by: Kutlu Asır on: Ekim 10, 2008
Allah-u Teala, “Ey Muhammed, Kur’an okuyacağınız zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.” (Nahl 98) buyuruyor…
Allah’ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allah-u Teala’ya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. O’na haykırır, feryat ederim.Bismillahirrahmanirrahim, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allah-u Teala’nın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir.
Kesin haram olduğu bilinen bir şeyi mesela şarap içerken veya domuz eti yerken Besmele çekmek küfürdür.
İyi işlere Besmele ile başlamalıdır! Hadis-i şeriflerde buyruldu ki: “Besmele ile başlanmayan her önemli iş noksan kalır.” [Beyheki]
Besmele ile ilgili hadisler
Eve girerken Besmele çekilirse şeytan, “Bu eve girmeme imkan yok” der, dönüp gider. [Tibyan]
”Besmele ile işe başlayanın günahları af olur.” [İ. Rafii]
”Yemeğe Besmele ile başlayıp, sonunda Elhamdülillah diyenin, daha sofra kalkmadan günahları af olur.” [Taberani]
”Besmele ile yenen yemek bereketli olur.” [İbni Mace]
”Sıkıntıya düşen, “Bismillahirrahmanirrahim ve lâ havle ve lâ kuvvete illa billahil aliyyil azim” derse, her türlü sıkıntıdan kurtulur.” [Deylemi]
”Şeytandan korunmak için, yemeğe Besmele ile başla!” [Taberani]
”Su içerken Besmele çek, bitince de, Elhamdülillah de ve üç nefeste iç!” [İbni Sünni]
”Yemeğe başlarken, Allah-u Teala’nın adını anın, yani Besmele çekin! Başında Besmele çekmeyi unutan, hatırladığı zaman, “Bismillahi alâ evvelihi ve ahirihi” desin!” [Ebu Davud, Tirmizi, Hâkim]
Besmelenin altı sırrı
BİRİNCİ SIR
Kâinâttan insana uzanan 3 disiplin vardır. Bunlar: 1-Ulûhiyet (Allah tüm işlerin failidir,işleyicisidir), 2-Rahmâniyet (Rabbimizin dünyada sunduğu merhameti) 3-Rahîmiyet (Rabbimizin öbür dünyada sunacağı merhamet)
İKİNCİ SIR
“Bismillâhirrahmânirrahîm” kelimesi, Cenab-ı Hakk’ın bütün kâinâtı kuşatan Vahidiyeti içinde akılları boğmamak ve kalplere Cenab-ı Hakk’ın Zâtını unutturmamak için Ehadiyet mührünün “Allah, Rahmân ve Rahîm” isimlerinden oluşmuş üç mühim kaynağını göstermektedir. Yani bu üç ismin her bir şeyde kolayca görünen yansımaları ısrarla nazara verilmekte ve kalplerin Cenab-ı Hakk’ı unutmaması sağlanmaktadır. Bu üç ismin, bir İslâm nişânı olan Besmele içerisinde hayatımıza girmiş olması ve her hayırlı işin başında dilimizden düşürmememiz bundandır.
ÜÇÜNCÜ SIR
“Besmele”, bütün kâinâta hâkim olan Rahmet hakîkatının arşına yetişmek için mü’minin elinde bir vesîle, bir şefaatçi ve bir miraç hükmündedir.
DÖRDÜNCÜ SIR
Yaratılmışta sayısız düzeyde, Yaratıcının mühürleri vardır fakat çoğu zaman kalp gözü kapalılığı ve sebepler içinde zihni dağılan insan, Allah’ın birliğine intikâl edemiyor. Bundan dolayı, Vahdet arkasında Ehadiyet mührünü göstermek gerekiyor. Ta ki, doğrudan Cenab-ı Hakk’ın Zâtına ulaşmak mümkün olsun. Varlıklara en cazip nakış, en parlak nûr, en şirin tatlılık, en sevimli cemâl ve en kuvvetli hakîkat olan Rahmet ve Rahîmiyet mührü bunun için konmuştur. Bu Rahmetin kuvveti, insanı Yaratıcının bu dünyadaki ihsanından, Cennetteki ihsanlarına ulaştırır. Yani besmele, dünyadan cennete geçiş sürecidir.
BEŞİNCİ SIR
“Besmele” ile insan, mânevî sîmâsının işâret ettiği Rahmân ismine ulaşır.
ALTINCI SIR
Hiçbir şeye muhtaç olmayan Cenab-ı Allah’ın rahmet hazînesinin en birinci anahtarı “Besmele”dir.
(“Besmele’nin altı sırrı” adlı bölümde Risale-i Nur’dan istifade edilmiştir)
Vahidiyet ve Ehadiyet
Allah, Vahiddir, birdir. Sıfatlarının tecellileri bütün mahlûkatı kuşatmıştır. Nihayetsiz kudret, sonsuz ilim, mutlak irade ancak O Vahide mahsustur.
Benzersiz ve eşsizdir O
Allah, Ehaddir, birdir. Mümkin (mümkün, olabilir) ve mahluk (yaratılmış) olmayan, başlangıcı ve sonu bulunmayan yegâne zât odur.
Mahlûkatın zâtlarındaki bütün noksanlıklardan, sıfatlarındaki bütün eksikliklerden, fiillerindeki bütün âcizliklerden münezzeh olan ve onların hiçbirine benzemeyen yegâne bir, tek bir, benzersiz eşsiz bir ancak O’dur.
Her mahlûk noksanlığın esiri. Evveli ve ahiri olmada bütün mahlûkat eşit. Mekâna bağlı kalmaya, bütün maddîler mahkûm. Görüp işitmekten bütün cansızlar mahrum. Rızka, bütün canlılar muhtaç.
Cenâb-ı Hakk’ın ehadiyeti yönüyle her bir yarattığına özel bir ikramı var. Semadaki her yıldız, zemindeki her çiçek, deryadaki her balık bu teveccühden kendi kabiliyetine göre bir nasip ve bir şeref payı almakta. “Beni O parlatıyor”, “beni O gezdiriyor”, “beni O yüzdürüyor”, beni O büyütüyor”, “beni O açtırıyor”, gibi.
Ehadiyet ve Cennet
Alemlerin Rabbi olan Allah’ın, her insana da ayrı bir teveccühü var. Her birini değişik sıkıntılar, yahut ayrı nimetlerle farklı imtihanlara tâbi tutuyor. Simasını diğer insanlardan farklı kıldığı kulunu, ayrı hâdiselerin içine atıyor. O Zât-ı Ehad, Cennette de her bir kuluyla bizzat ilgilenecek, her birini ayrı derecelerde rızıklandıracak, onlara farklı seviyelerde sürûr ve zevk tattıracak. Ve Ehad ismi de kemâliyle o âlemde tecelli edecek.
Şahit olurum ki!
İyi yürekli kadın, eşinin doğru yola geçmesi için bir dua ediyormuş. Eşi bunu duymuş ve çok sinirlenmiş. Eşine bir ders vermesi gerektiğini düşünmüş. Ve karısın yanına çağırıp ona bir kese altın vermiş. ”Bu altınları al ve güvenli bir yere sakla. Ben gerektiği zaman senden alacağım.”demiş. Kadın keseyi almış ve “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek saklamış. Bu sırada kocası onu izleyerek kesenin yerini öğrenmiş. Ve kadın gider gitmez keseyi almış, içindeki altınları boşaltarak keseyi de kuyuya atmış. Aradan bir gün geçtikten sonra kadını çağırarak keseyi getirmesini istemiş. Kadın keseyi sakladığı yere gelerek besmele çekmiş. Melekler keseyi kuyudan çıkarmış, içini altın ile doldurarak yerine bırakmış. Kadın keseyi alarak eşine getirmiş. Bunu gören kocası artık Hak yoldaymış. Namazlarından sonra ”Ey Rabbim. Bir defa daha şahit olurum ki sen en büyük ve en yüce olansın. Sana çok şükür Rabbim…” diyormuş.
Son yorumlar